Hadisler olmasaydı siz bugün Kur’an’a da iman etmezdiniz. Çünkü aklımıza bir sürü soru gelecek ve bunların hiçbirinin cevabını bulamayacaktık. Düşünelim. Arap’ın biri geldi bize Kur’an-ı Kerim diye bir kitap geldi dedi. Biz kitabı aldık, okuduk. Bir peygamberden bahsediyor. Adama gelip sorduk. Dedik ki “Bu kitabı kim kitaplaştırdı?”
Hadis olmadığı için cevap yok. Bu kitap ne kadar sürede toplandı? Cevap yok. Bu kitap gökten tek bir parça halinde mi indi yoksa yıllarca tek tek geldi mi? Cevap yok. Surelerin sıralaması, ayetlerin sıralamasında bir gariplik görüyorum. Bir ayeti okuyorum, arkasından hiç alakası olmayan bambaşka bir konu geliyor.
Bu ayetlerin sıralaması gerçekten böyle mi diye sorduğumda ona da cevap veremeyecek. Peygamber kaç yaşında peygamberliğe başladı? Gene cevap yok. Peygamber ne kadar süre peygamberlik yaptı ve ilk muhataplar bu kitabı nasıl anladı? Peygamber’e nasıl destek oldu, bu süreç nasıl işledi? Elde hiçbir veri yok.
Kitapta gördüğümüz bazı konuların açıklamalarını anlayamıyoruz. Bunların cevabı nedir? Hadis olmadığı için cevap yok. Doğal olarak en başta hiç hadis var olmasaydı, hiç İslam tarihini biz bilmeseydik sadece Kur’an’a bakarak hareket edemeyecektik ve bin dört yüz yıldan beri de bu kitap bugüne kadar ulaşmayacaktı.
Kitap çıktıktan iki yüz, üç yüz yıl sonrasında insanlar kitabı güvenilir bulmayacaklardı. Çünkü arkasında metni güvenilir kılan hiçbir tarihi anlatı bulunmayacaktı. Doğal olarak insanlar şüpheyle yaklaşacak ve kitap günümüze kadar ulaşmayacaktı. Aramızda belki yüz kişiden sadece bir kişi bu kitaba iman edecekti.
O da nasıl olurdu? Bir tevafuk yaşardı. Kitapla ilgili bir mucizevi bir şey yaşardı. Öyle iman ederdi. Ama hiçbiriniz zaten kitap size ulaşamayacağından dolayı muhtemelen okuyamayacaktınız bile. Okuyanlarınız da zaten bir mitoloji kitabı olarak okuyacaktı.

