Hayal miyim, gerçek miyim diye sorgularken Tanrı‘nın varlığını ispatladım. Ben birisinin hayali miyim yoksa gerçek miyim sorusunu cevaplayacağım. Bunun için 3 katmanlı bir sistem tasarladım. En üstte beni hayal eden kişi, onun altında ben, ve benim altımda da benim hayal ettiğim Ahmet adında birisi var.
Öncelikle beni hayal eden katmanı inceleyelim.
Eğer beni birisi hayal etseydi ben bunu asla bilemezdim. Çünkü beni nasıl istiyorsa öyle hayal ederdi. Mesela beni şuan bunu sorgulayan kişi olarak hayal ediyor olabilir. Ben “evet kesinlikle beni birisi hayal ediyor” dediğimde bunu öyle hayal ettiği için söylüyor olurdum. “Hayır ben hayal ürünü değilim, tamamen gerçeğim” dediğimde de beni bunu diyecek şekilde hayal etmiş olabilir. Demek ki ben ne yaparsam yapayım benim üst katmanımda yer alan ve beni hayal eden varlık üzerinden kendimin gerçekliği ispatlayamam. O zaman benim başka şeylerle de düşünmem gerekiyor.
O zaman önce genel durumu gözden geçirelim.
Beni hayal eden bir varlık varsa, benle beraber annem, babam, yaşadığım evren gibi milyonlarca şeyi de hayal etmeli. Beni hayal eden varlık eğer ölümlü bir varlıksa öldüğünde bu hayal son bulacağı için benle beraber hayal ettiği her şey yok olmalı. Ama ben çevremde bu şekilde bir yok oluşa hiç şahit olmadım. Örneğin annenizi düşünün. Annenizi hayal eden varlık ölseydi, hayali de son bulacağı için annenizle aynı anda siz de babanız da kardeşleriniz de ve hatta bu evrenin tamamı yok olurdu. Doğal olarak hepimiz yok olurduk.

Beni hayal eden kişiyi sorgulayarak hiçbir şekilde hakikate erişemem.
O zaman hayal eden kişi ben olayım. İyi de ben bir insanım, zaaflarım var ve ölümlüyüm.
Bakın şimdi. Ben Ahmet adında birisi hayal ettim. 12 saatlik bir yolculukla uçakla Japonya’ya gidiyor. Sonra ben yoruldum ve uykum geldi. Ben uyurken hayal edemem. Öyleyse birisi beni hayal ediyorsa uyumaması lazım. Aksi halde hayatım son bulur. Benim hayatımla beraber hepimizin içinde yaşadığı bu evren de yok olur. Ben deprem olduğunda bir anda korkuyorum ve can derdine düşüyorum. Hayal kurmam sekteye uğradı. Öyleyse beni hayal eden varlık bu tarz bir zaafa sahip olmamalı. Ben acıkıyorum, tuvalete gidiyorum. Hayal kurmama engel olacak bir sürü meşguliyetim var. Ben şuan normal yaşam sürdüğüme göre beni hayal eden varlık, bunlar gibi dertlere sahip olmamalı. Ve en önemlisi ben ölüyorum. Ben ölürsem hayalim de biter. Öyleyse beni hayal eden ölümlü olmamalı ve hep var olmalı. Çünkü beni hayal eden benle beraber evreni, yaşadığım dünyayı, milyarca insanı da hayal etti ki ben onları da biliyorum. Zira ben onun hayaliysem o hayal evreninin de bir parçasıyım.
Benim hayal ettiğim Ahmet de benzer şeyler düşünecektir. Ama Ahmet ben uyuduğumda yok olacaktır. Tekrar onu hayal ettiğimde hafızasını silebilirim ve sıfırdan başlayabilirim. O da tıpkı benim gibi üst katı sorgulayacak ve kesin bir sonuca varamayacaktır. Ama şu kesin ki ben ölümlüyüm ve hayal kurmam sınırlı. Bir noktadan sonra o hayal yok olacak. Ama beni hayal eden biri varsa ben kendi yaşamımdan biliyorum ki o benim gibi olmamalı. Benden farklı bir şey olmalı. Bu da beni tanrı sonucuna götürür. Eğer ben bir hayalsem ancak ve ancak tek bir tanrı tarafından hayal edilmeliyim.
Peki neden tanrı ve tek bir tanrı sonucuna götürür?
Eğer ben bir hayal ürünüysem, devasa ve birbiriyle kusursuz şekilde tutarlı bir “kozmik hayalin” parçası olmak zorundayım. Çünkü çevremde birdenbire yok olan nesneler veya insanlar görmemem, bu hayalin ne kadar stabil ve kurallı işlediğini gösterir. Bu da ancak ve ancak tek bir kişi tarafından hayal edildiğim anlamına gelir. Zaten hayal tanımı gereği sadece 1 kişi tarafından yönetilebilir. Mesela sen hayalinde uçtuğunu düşünüyorsun, ben senin hayalinin içine girip buna müdahale edemem.

Ben uyuyunca hayalimdeki Ahmet yok oluyor, ben korkunca hayal kuramıyorum. İnsan zihninin odaklanma ve bedenin de enerji sınırı var. Eğer bizi hayal eden varlık bizim gibi acıksaydı, uyusaydı veya dikkati dağılsaydı, evrende anlık kesintiler, donmalar veya yok oluşlar yaşanırdı. Benim evrenim sürekliliğe sahip olduğuna göre, beni hayal eden şey bu insani zaaflardan münezzeh olmalı.
Peki bu durumda zaman kavramı nasıl olacak?
Benim hayalimde Ahmet 12 saat yol alarak Japonya’ya gidiyordu. Ama ben bunu 1 saniyede hayal ettim. Ahmet için 12 saat geçse de benim hayalim 1 saniyeydi. Bu durum beni hayal eden varlık için de söz konusu olabilir. Hatta ben Ahmet’i hayal edip bıraktım. O hayal tamamlandı. O evreni yok ettim ve şuan başka hayal kuruyorum. Ahmet’i yok ettiğim hayalin üzerinden yıllar geçmiş olabilir. Bu sebeple bizim yaşadığımız bu evren de birisinin hayali ise pek ala birinci değil belki beşinci hayali olabilir. Onun katında bu hayal çoktan 1 saniyede bitti ama biz yaşamaya devam ediyor olabiliriz.
Bu durumda ben hayal eden olarak zihnimdeki tüm bir evreni anlık olarak hayal edip, sonra bir başka hayale geçmiş olabilirim. Ahmet ise bu sırada hayal ürünü olduğunu bilmeden yaşamaya devam ediyor. Yani ben hayal eden kişi olarak geçmiş, şimdiki ve gelecek zamanları tek bir anda görebiliyorken, Ahmet ise tıpkı bizim gibi zamana bağlı olarak yaşıyor. Bu durumda beni hayal eden varlık da zamana bağlı olmayan, geçmiş, şimdiki ve geleceği aynı anda görebilen zamandan münezzeh bir varlık olmalı.

Eğer bizi hayal eden varlık hayal kurup bırakan, sıkılan, bir hayalden diğerine geçen bir varlıksa, bu varlık felsefi anlamda “Mutlak Tanrı” olamaz. Kusurlu, sınırlı yaratıcı olur. Çünkü bu varlık hâlâ zamana tabidir; “önce” bir şeyi hayal etmiş, “sonra” sıkılıp başkasına geçmiştir. Eğer bu varlık gerçek Tanrı ise, O’nun için “önceki hayal, sonraki hayal” yoktur. Tanrı, Ahmet’in o 12 saatlik yolculuğunun her bir saniyesini, benim o 1 saniyelik hayal etme anımı ve evrenin sonunu aynı “An” içinde zamansızlıkta görür ve bilir. Çünkü zamandan münezzeh olana tanrı denir.
Peki neden beni hayal eden kişi ancak bir tanrı olabilir dedim?
Çünkü beni hayal edeni hayal eden bir başka varlık olabilir. İç içe hayaller olabilir. Bu da bizi sonsuza götürür. Birinciyi ikinci, ikinciyi üçüncü hayal ediyor olur ve sonsuzluğa ulaşırız. Bu durumda benim hep ver olmuş ezeli ve ebedi bir zorunlu varlığa ihtiyacım var. İşte bu sebeple biz hayal ürünüysek ancak tanrının hayali olabiliriz. Fakat tanrı zaten yaratıcı demektir. Doğal tanrı bizler gibi hayal kuran bir varlık değil, bizi yaratandır. Bu da bizim hayal ürünü değil gerçek olduğumuzun delidir.
Peki Tanrı hayal kuramaz mı? İlla yaratmak zorunda mı?
Ben zihnimde Ahmet’i hayal ettiğimde Ahmet bana isyan edemez, çünkü bir bilinci yoktur. Ama eğer bir gün zihnimdeki Ahmet bana dönüp ‘Sen kimsin?’ diye sorarsa ve benden bağımsız bir irade gösterirse, ben artık hayal kurmamışımdır; bir canlı yaratmışımdır. İşte biz Tanrı’yı sorgulayabildiğimiz için bir hayal değil, yaratılmış gerçekleriz. Tanrı beni ona inanmayan birisi olarak hayal edecek sonra da beni ikna etmek için bana peygamber mi gönderecek? Bu hiç mantıklı değil. Yaratılan şey ise, yaratıcının koyduğu yasalara göre kendi kendine çalışabilen bir sisteme sahiptir. Mesela bir bilgisayar programcısı işletim sistemini kurup gidebilir ve sistem içerisindekiler orada sistemin kuralları ile yaşamaya devam edebilir. İşte bu yüzden tanrı varsa hayal kurmamış, yaratmıştır.
Çok önemli bir tanım yapıyorum.
Tanrının hayali bilinçli bir varlık üretiyorsa,
Abdurrahman Esendemir
ona yaratım denir, hayal denemez.
Aksi halde, özgür iradeli bilinçli varlıklar hayal etti demiş oluruz ve hayal ile gerçekliği eşitlemiş oluruz. Bu durumda tanrı için hayal olan şey benim için gene gerçeklik olur. Bu da benim durumumu değiştirmeyecektir. Tanrı katında hayal ürünü, kendi katımda ise gerçek olurum.
Bir hayal, varlığını tamamen hayal edenin anlık zihinsel faaliyetine borçludur. Bir yaratım ise, yaratıcısına bağlı olmakla birlikte kendi düzeni ve sürekliliği içinde varlığını sürdürür. Eğer Tanrı’nın “hayali” bilinçli, özgür ve tutarlı bir evren oluşturuyorsa, bu zaten yaratımın tanımına girmiş olur. Dolayısıyla buna hayal demek sadece kelime değiştirmek olur. “Tanrı bilinçli varlıkları hayal edebilir” demek ile “Tanrı bilinçli varlıkları yaratabilir” demek arasında pratikte hiçbir fark kalmıyor. Tanrı’nın hayali varsa bile, o hayal bizim anladığımız anlamda hayal değil; yaratımın ta kendisidir.
Benim gerçek olup olmadığımı belirleyen şey, üst düzey bir zihinde bulunup bulunmam değil; bilinçli, özgür iradeli ve tutarlı bir varoluşa sahip olup olmamamdır. Eğer bunlara sahipsem, Tanrı katında hayal olsam bile kendi düzeyimde gerçeğim.
İnsanlar ancak “hayal kurabilir”, çünkü yoktan var etme güçleri yoktur. Hayalleri uçucudur, geçicidir. Ama Eğer evren kendi kurallarıyla, kusursuz bir sebep-sonuç ilişkisiyle, hiç bozulmadan ve çökmeden akmaya devam ediyorsa; evreni kuran zihnin arkasında devasa, sarsılmaz, her anı ve her olasılığı kuşatan bir işletim sistemi var demektir. İşte o sistem, Tanrı’nın İlim ve her şeyi ayakta tutan sıfatıdır.
Gerçekliğin “sürdürülebilir” olması, onun tesadüfi veya geçici bir hayal olamayacağının en büyük kanıtıdır. Evren milyarlarca yıldır o kadar tutarlı ki, biz makro boyutta kuantum fiziğinden genel göreliliğe kadar her şeyi matematiksel formüllerle sabitleyebiliyoruz.
Bir hayalin, hayal edenden bağımsızlaşsa bile kendi içinde bu kadar kusursuz, kurallı ve sürdürülebilir bir gerçekliğe dönüşmesi; o hayalin alelade bir fantezi değil, ancak ve ancak Mutlak Bir İlim tarafından tasarlanmış bir “Yaratım” olduğunu gösterir.
Kısacası;
Eğer hayalsem, bu hayal sisteminin çökmeyen sürekliliğinden dolayı sıradan birinin hayali olamam. Sonsuz katmanlı bir hayal dünyası olamayacağı için, en tepede bir Zorunlu Varlık, bir tanrı olması gerekir. En tepedeki varlık Tanrı olduğuna göre, O’nun eylemi “hayal kurmak” değil “yaratmak” olacaktır. Yaratılan şey de hayal değil, gerçektir. Gerçek olduğuma göre yaratılmışım. Yani benim bir rabbim var, ben sahipsiz değilim.
Yıllar önce “uzay boşluğundaki düşünen göz” düşünce deneyimle -ki bunu sizle henüz paylaşmadım- Dekart’ın düşünüyorum öyleyse varım sözünü ispat etmiştim. Bugün de farklı bir şekilde bu sözü ispatlamış oldum.
Ben Abdurrahman Esendemir. Kendi felsefesini inşa eden bir kelamcıyım. Bu tarz konulara meraklıysanız takip edebilirsiniz.

